GONCA TÜRK


Bizi Aşağı Çeken Eylemler: 1- Eylemsizlik.

Merhaba bu hafta yeni bir yazı dizisine başlıyoruz.


Bizi aşağı çeken eylemler serisi. Buradaki amacım birazcık daha kendinizle yüzleşmeniz, kendinizi irdelemeniz,  sentezlemeniz ve istediğiniz hayata, hedeflerinize, hayallerinize daha çabuk, daha kolay ulaşabilmeniz.
Bu hafta yazımızın birinci bölümünün adı şu; Bizi Aşağı Çeken Eylemler: Eylemsizlik. Evet, eylemsizlik, çok doğru okudunuz. Bizi mahveden, bizi aşağı çeken, bizi aslında tembelleştiren, başarısız yapan, bizi bitiren şey gerçekten eylemsizlik. Abarttığımı düşünüyorsanız bugüne kadar yapmak isteyip de yapmadığınız şeyleri düşünün. Aslında onları yapsaydım ne olurdu diye düşünün, olası gelme ihtimaliniz olan noktaya bakın, işte o zaman anlarsınız ki o yapmanız gerekenleri yapmadığınızda geldiğiniz nokta ve iki nokta arasındaki uçurum ne kadar büyük. Bu eylemsizliğin içinde üşenme de var, erteleme de var, korku da var, mükemmeliyetçilik de var, yani bu eylemsizliğin içinde baktığınızda o kadar çok argüman var ki... Sadece "eyleme geçmedim böyle mi oldu?" diye düşünmek çok sığ bir düşünce yapısı olur. Eylemsizliğin insan psikolojisini aşağı çeken en önemli taraflarından biri de şudur; insanın motivasyonunu düşürür, yaşamdan aldığı zevk, yaşama koyduğu hedefler, hayattan duyacağı haz ve mutluluğu çok olumsuz etkiler. Çünkü yapmamak bilinç altında bir yerlerde emin olun bizi kesinlikle çok huzursuz eder. Bu huzursuzluğu dışarıdan çok net bir şekilde hissetmediğiniz zamanlarda bile bu size agresiflik, yeme bozuklukları, belki uyku bozuklukları, birazcık daha gergin bakış açısı, karamsar bakış açısı, melankoli, hayattan bezmişlik gibi bir çok arayüzle hayatınıza gelir. Bu yüzden danışanlarımla hep ne yapmadığını değil de ne yapacağını, ne yapması gerektiğini konuşuruz. Yapılmayan zaten yapılmamıştır. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Bizim için önemli olan artık gelecektir ve gelecekte ne yapacağını, hangi konularda eyleme geçeceğini, neye karar verdiğini sorarım. Ve inanın bana en çok bu konuda zorlanırlar. Çünkü beyin eyleme geçme konusunda hep bir manevra, hep bir bahane üretme, hep bir kurban ve suçlu arama, hep bir kaçma modundadır. Ne zaman eyleme geçeceksin, peki bunu ne zaman yapmayı düşünüyorsun dediğinizde hemen "şu olunca, bu tamamlanınca, şöyle bir şey gerçekleşince" derler. İşte bunlar da zaten eylemsizliğin en kılıf giymiş hallerinden biridir. Eylemden korkmak, eylemden geri adım atıp çekilmek; hayatı tanımayan, hayatı bilmeyen, aslında hayatın tadını, hazzını, zihnini değiştirirse her şeyi başaracağını bilmeyen, her şeyin sonucunu eylemlerine bağlı kılan  insanların yaptığı şeydir. O yüzden korkmamak, hayatı sevmek, hayatı gerçekten bir oyun gibi karşılamak  ve hayata göre hareket etmek bizim için oldukça önemli. Neden? Eğer hayatı düşmanınız gibi, mücadele edecek bir savaş cephesi gibi görürseniz zaten başarılı olamazsınız. Ve hasta olursunuz en sonunda. Ama hayatı içinde kendinizi akışa bıraktığınız, kanoda olduğunuz, güzel bir nehirde kano seyahati yaptığınız, bir yandan manzarayı izlediğiniz, bir yandan yeni deneyimler, tecrübeler kazandığınız bir aktivite, eğlence ya da seyehat gibi düşündüğünüzde inanın bana bu hayat yolculuğu çok çok eğlenceli, verimli ve faydalı geçecek sizin için. Bu seriyi lütfen biraz irdeleyip birkaç dakika da olsa düşünün. Gerekirse not alın. Ne zaman ben eylemsizleştim? Hangi konularda eyleme geçmekte zorlanıyorum, erteleme yapıyorum? Hangi konularda mazeret üretip çevreyi, karşımdakileri suçluyorum? Hadi size bir uygulama ödevi olsun. Bir tane akıl defteri edinin ve kendinizi oraya gerçek yüzünüzle dökün bakalım neler çıkacak? Sevgilerimle...

Yorum