EMEKLE GEÇEN 18 YIL

EMEKLE GEÇEN 18 YIL

​8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bu yıl da hayatın her alanında varlık gösteren kadınların başarı hikayeleriyle taçlanıyor.

Bu hikayelerden biri de tam 18 yıldır sabır ve sevgiyle üreten Naile Aküzüm’e ait. "El emeği, göz nuru" deyiminin hakkını vererek ilmek ilmek işlediği çalışmalarıyla Aküzüm kadın emeğinin gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Naile Aküzüm, neredeyse yirmi yıla yaklaşan bu yolculuğunda sadece ürün değil, aynı zamanda bir gelenek inşa etti. Geleneksel sanatları modern dokunuşlarla birleştiren Aküzüm’ün eserleri, 18 yıllık bir tecrübenin ve bitmek bilmeyen bir öğrenme azminin yansıması. Her bir çalışmasında titizlik ve zarafeti ön planda tutan usta isim, yerel sanata olan katkısıyla da tanınıyor. Aküzüm ile yaptığımız röportajı sizler için aktarıyoruz. 

SORU: "Bu yolculuk nasıl başladı? İlk ürettiğiniz parçayı hatırlıyor musunuz?" 

CEVAP: Hobi olarak başladığım bu serüven,  kısa sürede bir tutkuya dönüştü. İnsanların tasarımlarıma olan ilgisi, farkında bile olmadan beni bu profesyonel yolculuğa çıkardı. İlk heyecanımı dün gibi hatırlıyorum; 2008 yılında bir dergi sayfasındaki modele bakarak ilk kolyemi tamamlamıştım. 

SORU:"El emeğine yönelmenizde size ilham veren bir kişi veya bir anı var mı?"

CEVAP: El emeğine yönelmem planlı bir yolculuk değil, güzel bir tesadüftü. Kendi ihtiyaçlarım için başladığım o küçük denemeler, üretim isteğiyle birleşti. Bir tasarımın şekillenmesiyle, hobi sınırlarını aştı. 

SORU:"Kendi markanızı kurmaya veya bu işi profesyonelleştirmeye nasıl karar verdiniz?"

CEVAP: Ürettiklerim sadece benim kutumda kalmayacak kadar beğenilmeye ve talep görmeye başladığında, bu tutkunun artık bir kimliğe bürünmesi gerektiğini anladım. Profesyonelleştirmek benim için sadece bir iş kararı değil, bir kadın girişimci olarak var olma mücadelesiydi. 'Ben de buradayım ve üretiyorum' demenin en somut yolu markalaşmaktı

SORU:Bir eserin taslak aşamasından son haline gelene kadar geçen süreçte sizi en çok heyecanlandıran kısım hangisi?"

CEVAP: Kesinlikle 'dönüşüm anı'. Masanın üzerindeki o dağınık boncuk ve taş yığınının, saatler süren bir emeğin sonunda  sanat eserine dönüştüğü o ilk an benim için her seferinde yeni bir keşif gibi.

SORU:"Üretim yaparken kullandığınız malzemeleri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?"

CEVAP : Önceliğim her zaman doğallık ve kalite.  Bu yüzden tenle barışık, alerji yapmayan ve zamanın yıpratamayacağı kadar kaliteli malzemeleri bir araya getiriyorum. 

SORU:"El yapımı bir ürünün, seri üretim bir üründen en büyük farkı sizce nedir?"

CEVAP: Biri binlerce kopyadan biridir, diğeri ise sahibine özel işlenmiş tasarımdır 

SORU:"Bir parça üzerinde çalışırken kendinizi nasıl bir ruh hali içinde hissediyorsunuz? (Örneğin; dinlendirici mi, yoksa tamamen odaklanma gerektiren bir süreç mi?)"

CEVAP: Tamamen odaklanma gerektiren, hatta bazen saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığım bir süreç bu. O an sadece boncuklar var. Tasarım bittiğinde ise, odaklanmanın getirdiği o yorgunluk yerini büyük bir tatmin duygusuna ve taze bir enerjiye bırakıyor

SORU:Kendi el emeğiyle üretim yapmak isteyen ama cesaret edemeyen kadınlara ne tavsiye edersiniz?"

CEVAP:Kadınların ellerinde doğuştan gelen bir dönüştürme gücü var.  Ben 2008’de o ilk kolyeyi bir dergiye bakarak yaparken bugünkü markamı hayal bile edemezdim Üretmek bir özgürleşme biçimidir.  göreceksiniz ki emek verdiğiniz her şey, zamanla sizin en büyük gurur kaynağınız olacak.

SORU:Sizin için 'güçlü kadın' tanımı nedir ve kendi hayatınızda bu tanıma en çok yaklaştığınız an hangisiydi?"

CEVAP: Güçlü kadın, emeğini kimliğine dönüştüren kadındır. Kendi hayatımda bu tanıma, hobi olarak başladığım takı yolculuğunda insanların gözündeki o takdir ve ilgiyle karşılaştığımda yaklaştım. Fark ettim ki; ürettiğim her parça benim sesim, her tasarımım ise hayata karşı duruşummuş. Kendimi durduramadığım o an, aslında en güçlü olduğum andı."

SORU:"Başarı yolculuğunuzda size en çok ilham veren, 'o yapabiliyorsa ben de yapabilirim' dedirten bir kadın figürü oldu mu?"

CEVAP: Aslında tek bir isimden ziyade, elleriyle dünyayı güzelleştiren tüm emekçi kadınlar bana ilham verdi. Eskiden bir takı dergisindeki modelleri hayranlıkla incelerken, o modelleri çıkartan, o boncukları bir araya getiren kadınların sabrını hayal ederdim. 'O kadın bu karmaşık deseni çözüp bir sanat eserine dönüştürebiliyorsa, ben de yapabilirim' dedim. 

SORU: "8 Mart denildiğinde zihninizde uyanan ilk duygu veya kelime nedir?"

CEVAP: 8 Mart denince Kadınların mücadelesi sadece bir kutlama değil, bir varoluş savaşıdır. 

SORU: Bugün Türkiye’de ve dünyada kadınların önündeki en büyük engelin ne olduğunu düşünüyorsunuz ve bu engel nasıl aşılır?"

CEVAP: Bence bugün hem Türkiye’de hem de dünyada kadınların önündeki en büyük engel; kadının potansiyeline çekilen 'görünmez sınırlar' ve önyargılardır. Bu engel nasıl aşılır? Bu engel ancak 'dayanışma ve üretimle' aşılır. Biz kadınlar, birbirimizin elini bırakmadan, 'yapamazsın' denilen her yerde daha büyük bir inatla var olarak bu sınırları kırabiliriz. Benim kendi hayatımda uyguladığım ve tavsiye ettiğim en büyük çözüm; ekonomik bağımsızlığı eline almaktır.

SORU:"Gelecek nesil genç kadınlara, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için verebileceğiniz en altın tavsiye nedir?"

CEVAP : Gelecek nesil genç kadınlara verebileceğim en büyük tavsiye; kendi ekonomik ve ruhsal özgürlüklerini ellerine almalarıdır. Hayatın getirdiği rüzgarlar ne kadar sert eserse essin, bir kadının kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayan en güçlü zırhı; kendi emeği ve kimseye muhtaç olmayan iradesidir. Bu yolculukta üç temel kuralınız olsun. 1 Öğrenmeyi Hiç Bırakmayın. 2. Hata Yapmaktan Korkmayın. 3. Dayanışmanın Gücüne İnanın. Ben 50 yaşımdan sonra bile hala öğreniyor ve üretiyorum, sizin önünüzde uçsuz bucaksız bir deniz var.  

SORU: "8 Mart’ın sadece bir kutlama günü değil, bir farkındalık günü olması adına toplumda nelerin değişmesini istersiniz?"

CEVAP: 8 Mart’ın sadece çiçeklerle geçiştirilen bir 'kutlama' günü olmasından ziyade, zihinlerin ve vicdanların uyandığı bir yüzleşme gününe dönüşmesini istiyorum. Toplumda değişmesini istediğim en temel şey; kadının sadece 'varlığına' değil, 'yaşama hakkına' ve 'emeğine' duyulan bakış açısıdır. Nelerin değişmesini isterim? ​Sözde Değil, Özde Koruma: Her yıl 'kadınlar çiçektir' denilirken, maalesef her yıl yüzlerce kadınımız en yakınları tarafından hayattan koparılıyor. Öldürülen her kadın yarım kalmış bir hikayedir  Artık 'taziye' mesajları değil, adaletin amasız ve fakatsız işlediği, kadını yaşatan bir sistemin kalıcı olmasını istiyorum. Emeğin ve İradenin Tanınması: Kadın üreticilerin yaptığı işlerin sadece bir 'hobi' olarak görülmesinden vazgeçilmesini; evdeki görünmez emekten sahadaki alın terine kadar her çabanın ekonomik ve sosyal bir güç olarak kabul edilmesini bekliyorum. Kalıpların ve Şiddetin Sonu: Kadınların ne giyeceğine, nasıl konuşacağına veya çalışıp çalışmayacağına dair çekilen o 'görünmez sınırların' yıkılmasını istiyorum. Çünkü bu sınırlar ihlal edildiğinde şiddet başlıyor. Kadının 'hayır' demesinin bir hak olduğunun toplumun her zerresine işlenmesi en büyük dileğimdir.

SORU: Çanakkale gibi tarihi ve kültürel dokusu güçlü bir şehirde kadın üretici/kadın olmak size neler hissettiriyor?

CEVAP : Çanakkale'nin rüzgarı serttir ama yalnız bir kadın için o rüzgar, özgürlüğün sesidir. Sokaklarında korkmadan, dimdik yürüyebilmek; akşam evime dönerken sadece kendi kararlarımın sorumluluğunu taşımak paha biçilemez. Bu şehir, kadını sadece 'birinin eşi veya kızı' olarak değil, bir birey olarak kabullenecek kadar olgun bir kültüre sahip.  Emeğin ve Özgürlüğün Dipnotu ​"Yalnızlığın Güce, Emeğin Özgürlüğe Dönüşümü" ​"2008 yılında bir dergi sayfasındaki o ilk kolyeyle başlayan bu yolculuk; benim için sadece boncukları dizmek değil, kendi hayatımın iplerini elime almaktı. 50 yaşından sonra bile öğrenmenin heyecanıyla, Çanakkale’nin sert rüzgarına karşı dimdik yürürken anladım ki: Bir kadının en sarsılmaz kalesi, kimseye muhtaç olmadan kendi emeğiyle inşa ettiği ekonomik ve ruhsal bağımsızlığıdır. ​Üretmek, benim için sadece bir iş değil; 'ben de buradayım' demenin en zarif ve en inatçı yoludur. Unutmayın; ellerinizle dönüştürdüğünüz her parça, aslında hayata karşı duruşunuzdur. Kendi rüzgarınızda özgürce savrulmanız dileğiyle..