CHP Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan TBMM Genel Kurulu'nda Milli Parklar Kanunu Teklifinin 24. Maddesi üzerine CHP Grubu adına söz aldı. Türkiye'nin doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarının sayısı ve çeşitliliği bakımından dünyanın en önde gelen ve en özgün ülkelerin başında geldiğini söyleyen Güneşhan, konuşmasına şöyle devam etti: " Türkiye doğal, tarihsel ve kültürel varlıklarının sayısı ve çeşitliliği bakımından dünyanın en önde gelen ve en özgün ülkelerin başında geliyor. Üç farklı biyocoğrafi bölgenin kesişim noktasında bulunan ülkemiz dünyadaki en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarının birine sahiptir. Yaklaşık 12 bin bitki türünün bulunduğu ülkemizde bu türlerin yaklaşık yüzde 30'u yalnızca ülkemize özgündür. Bu tablo bize büyük bir zenginlik sunduğu kadar çok ağır bir sorumluluk da yüklemektedir. 2025 yılı itibarıyla ülkemizde 50 millî park, 274 tabiat parkı, 111 tabiat anıtı, 32 tabiatı koruma alanı, 136 sulak alan ve 85 yaban hayatı geliştirme sahası bulunmaktadır. Bu alanlar yalnızca gezilecek ve görülecek yerler değildir, aynı zamanda su kaynaklarının, yaban hayatının, endemik türlerin ve kültürel mirasın birlikte var olduğu son derece hassas ekosistemlerdir. Teklifin 24'üncü maddesiyle Kara Avcılığı Kanunu'nun 29'uncu maddesinde yapılan değişiklikler kaçak veya yasa dışı avcılıkla mücadeleyi ciddi bir biçimde zayıflatmaktadır. Mevcut kanuna göre av miktarına ve avlanma sürelerine uymayan, izinsiz ya da yasak yerlerde avlanan kişilerin bu fiilleri tekrar etmeleri hâlinde avcılık belgeleri süresiz olarak iptal edilmekte ve kendilerine bir daha avcılık belgesi verilmemektedir ancak getirilen bu teklifle bu caydırıcı yaptırım ortadan kaldırılmaktadır, süresiz iptal yerine sadece iki yıllık bir iptal süresi öngörülmektedir. Daha da vahimi değerli arkadaşlar, mevcut yasada zehirli yem kullanan, yasak araç kullanan ve yöntemlerle avlanan, tuzak kuran ya da ışık ve manyetik dalgalarla avlanan kişilerin belgeleri süresiz olarak iptal edilirken bu teklifle aynı kişiler için yalnızca iki yıllık bir yaptırım öngörülmektedir. Zehirle, tuzakla, yasa dışı yöntemlerle yaban hayatını yok eden bu kişiler yalnızca iki yıl sonra yeniden avlanma hakkı elde edebilecektir. Bu düzenleme, kaçak avcılıkla mücadeledeki caydırıcılığı ortadan kaldırmaktadır. Üstelik, teklifle avcılık belgesi iptal edilen kişilerin iki yılın sonunda idari para cezalarını ve tazminatlarını ödemeleri hâlinde yeniden belge alabilmelerinin önü açılmaktadır yani açıkça ifade etmek gerekirse değerli arkadaşlar, bu düzenleme bir tür af niteliği taşımaktadır. Bu yaklaşım, yaban hayatını korumak yerine yasa dışı avcılığı fiilen teşvik eden bir anlayışı ortaya koymaktadır. Kanun teklifinin gerekçesinde millî parklara ve korunan alanlara yıllık ziyaretçi sayısının yaklaşık 70 milyona ulaştığı belirtilmektedir. Daha fazla vatandaşımızın doğayla buluşabilmesi için gerekli alt yapı ve üstyapı yatırımlarının hızla tamamlanması ve alternatif turizm koridorları oluşturulması gerektiği ifade edilmektedir. Buradaki asıl amaç; kendi yandaşlarına, kendi çevrelerine, kendi yakınlarına millî parklarımızı... Nasıl ki geçmişte havamız, suyumuz, toprağımız peşkeş çekilmişse şimdi de millî parklarımız kendi yakınlarına, kendi çevrelerine peşkeş çekilmek istenmektedir. Elbette vatandaşlarımızın doğayla buluşması çok önemlidir, çok kıymetlidir ancak millî parklar ve tabiat parklarında koruma, kalkınma ve sürdürülebilirlik dengesi mutlaka ve mutlaka gözetilmelidir. Millî parkların, tabiat parklarının ve yaban hayatı geliştirme sahalarının temel amacı bu ekosistemleri korumak ve gelecek nesillere aktarmaktır. Ancak bu teklifle bu alanların doğal dengesi ve içindeki canlıların yaşam hakkı avcılık kurallarına uymayanların insafına bırakılmaktadır. Unutulmamalıdır ki doğa koruma mevzuatının temel ilkeleri bilimsel planlama, şeffaflık, kamusal denetim ve güçlü yaptırımlardır. Bu ilkeler zayıflatıldığında koruma zırhı incelir. Koruma zırhı incelediğinde ise geri dönüşü mümkün olmayan kayıplar yaşatır bizlere. Bizim yaklaşımımız çok açık ve nettir. Doğayla uyumlu kalkınma mümkündür ancak doğayı tahrip ederek kalkınma sürdürülebilir değildir. Türkiye'nin geleceği açısından doğayı koruyan, ranta ve talana geçit vermeyen, ekosistem temelli bir yaklaşımla yönetim anlayışını benimsemek zorundayız yani bundan başka da bir çaremiz yok. Bu nedenle Millî Parklar Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören bu kanun teklifi tümüyle geri çekilmeli ve doğa koruma ilkeleri doğrultusunda tüm paydaşların içerisinde olduğu, onların da görüş ve düşüncelerinin alındığı yeniden bir düzenlemeye gidilmelidir. Millî servetimiz olan bu doğal alanları ve yaban hayatını korumak yerine onların koruma zırhını çıkarmak ülkemize ve gelecek nesillere yapılacak en büyük kötülüklerden biridir"